AKDENİZ HAVZASINI BEKLEYEN TEHLİKE

Dünyada iklim değişikliğinden en çok etkilenecek yerlerden biri Akdeniz Havzası!


Yaşanacak sıcaklık artışlarının hem doğrudan sıcak hava dalgaları ile kuraklığın artmasına hem de dolaylı olarak ekosistemlerde önemli değişikliklere ve ekosistem hizmetlerinde aksaklıklara sebep olması bekleniyor.

WWF-Türkiye, Orman Genel Müdürlüğü ve Doğa Koruma Merkezi işbirliğiyle yürütülen projede iklim değişikliğinin etkilerine karşı Akdeniz ormanlarının biyolojik çeşitliliği ile birlikte varlığını sürdürmesine çalışılıyor. Amacımız, iklim değişikliğinin ormanlar üzerindeki olası etkilerini irdelemek, elde ettiğimiz sonuçları orman yönetim planlarına entegre etmek ve deneyimlerimizi paylaşmak. Pilot çalışmalar için, Akdeniz orman ekosistemlerini temsil eden ve bölgesel düzeyde öneme sahip olan Toros Dağları üzerindeki Konya Orman Bölge Müdürlüğü’nün çalışma sahası içerisindeki ormanları seçtik.

İklim değişikliğinin Akdeniz ormanlarına etkisi


İklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun olarak görüleceği öngörülen Akdeniz Havzası’nda yakın gelecekte yoğun sıcaklık ve kuraklık artışı bekleniyor. Bu durum hem doğrudan (kuraklık, sıcaklık dalgası) hem de dolaylı yollardan (yangın, patojenler, istilacı türler, bazı türlerin bölgeden göçü ve soyunun tükenmesi) önemli ekosistem değişikliklerine sebep olabilir. Ağaçların görece uzun ömürlü olması çevresel değişimlere hızlı uyum sağlamalarını engellediği için orman ekosistemleri iklim değişikliğine en hassas ekosistemler arasında yer alıyor. Hem iklim değişikliğinin geçmiş değişimlere göre daha hızlı gerçekleşmesi hem de insan etkilerinin artması (orman alanlarının küçülmesi ve parçalanması gibi) sonucunda ormanların doğal uyum süreçleri aksıyor.

Ormanların iklim değişikliğine uyumu, son yıllarda akademik veya araştırma düzeyinde ele alınmaya başlamış olsa da uygulamaya dönük önlemlerin hayata geçirildiği örneklerin yeterli olduğu söylenemez. Ormanların iklim değişikliğine uyum sürecini iyi takip etmemiz, yönünü ve zamanlamasını iyi anlamamız, karşılaşacağımız çevresel ve sosyoekonomik sonuçlarla başa çıkmamıza yardımcı olacak.

Neler yaptık?


Proje kapsamında son dört yıl boyunca yapılan çalışmalarla iklim değişikliğinin Toros Dağları üzerindeki Konya Orman Bölge Müdürlüğü ormanları üzerindeki olası etkileri irdelendi ve ormanların gelecekteki zorlu koşullara uyum sağlaması için alınması gereken önlemler geliştirildi. Söz konusu önlemler Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte 20 yıl boyunca orman yönetiminde uygulanmak üzere orman yönetim planlarına entegre edildi. Proje süresince elde edilen deneyimler ulusal ve bölgesel ölçekte (Akdeniz) paylaşıldı.

Projenin son aşamasında iklim değişikliğine uyum önlemlerinin seçilen pilot alanlar üzerinde uygulanması için İç Anadolu Ormancılık Araştırma Enstitüsü ile çalışmalar yapılıyor. Söz konusu uygulamalar; doğa koruma temelli ormancılık teknikleriyle ekosistem, tür ve genetik çeşitliliğin yüksek tutulması, toprak korumanın ön plana çıkarılması, gelecekteki iklime uygun ağaç türlerinin desteklenmesi gibi uygulamalardan oluşuyor. Pilot çalışmalar, Akdeniz orman ekosistemlerini temsil eden ve bölgesel düzeyde öneme sahip ve iklim değişikliğine karşı hassasiyeti yüksek alanlarda yapılıyor.

Projenin önümüzdeki dönemlerinde ise iklim değişikliğinin orman amenajman planlarına entegrasyonu konusunda metodolojinin hazırlanması, orman fakülteleri ile işbirliği içinde ormanların iklim değişikliğine uyumu konusunda müfredat geliştirilmesi ve pilot alanlardaki uygulamaların izlenmesi için izleme planının hazırlanmasını kapsıyor. Projenin metodolojisinin yayımlanması sayesinde Konya Orman Bölge Müdürlüğü’nde yapılan bu çalışma gelecekte Türkiye’nin diğer ormanlarında da uygulanabilecek. Türkiye’nin tüm ormanları için iklim değişikliğine uyum önlemleri alındığı takdirde ülke ormanlarının sağlıklı bir şekilde devamlılığı için önemli bir adım atılmış olacak.

İklim değişikliği nedir?


Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden yansır. Atmosferimiz, sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkân verecek bir ısı düzeyini, 15°C’yi yakalar. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu. Sera gazlarının bu doğal etkisi ‘sera gazı etkisi’ olarak adlandırılır. Atmosferdeki sera gazlarının miktarı 1750’li yıllarda başlayan sanayi devrimi sonrasında artmaya başladı.

Küresel İklim Değişikliğine Yol Açan Etkenler


Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), küresel iklim değişikliğinin ana nedeninin sera gazı emisyonlarında insan faaliyetleri sonucunda gözlenen artış olduğunu ortaya koydu. Başta kömür olmak üzere fosil yakıtların yakılması, atmosferdeki karbondioksit (CO2) oranının artmasındaki ana sorumlusu. IPCC’ye göre 2004 yılındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 56’sı fosil yakıt kullanımıyla ortaya çıkan karbondioksite ait. Ormansızlaşma da yüzde 17’lik bir paya sahip. Fosil yakıtlar arasında ana sorumlu olarak ‘kömür’ karşımıza çıkar. Küresel ölçekte birincil enerji talebinin yüzde 27’si kömürden sağlanırken, enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 43’ü kömür kaynaklı. Kömürü yüzde 36 ile petrol, yüzde 20 ile doğalgaz takip eder. Kömür, üretilen bir birim enerji başına doğalgazın 1,7 katı CO2’i atmosfere bırakır.

İklim Değişikliğinin Etkileri


İklim değişikliğinin etkisi sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altında.

Bilim dünyası, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2°C ile sınırlanması gerektiğini belirtiyor. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki karbondioksit oranının 450 ppm seviyesini aşmaması gerekiyor.

Mevcut politikalar ve uygulamalar ile bu orandaki artışın devam edeceği öngörülüyor. Dünya Bankası karbondioksit emisyonlarının şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısını yaparken, bu artışın etkilerinin özellikle yoksul kesimlerce hissedileceğini belirtiyor.